Ana Sayfa Köyümüz Köylülerimiz Şiirler - Yazılar Galeri Rehber Basında Biz Yönetimimiz İletişim
Şiirler-Yazılar > Köyümü Özlüyorum

GÖKDEDE ABDULLAH GUTMU ve BİR DEMLİK ÇAY

   

   Koskoca bir yazın ardından eşiklere hazan yanaşmış olur. Köyün yalnızları ihtiyarlar, çocuklarından ve torunlarından bile göremedikleri bir yakınlık arayışı ile akranlarına sığınırlar adeta. İki çift söz için namaz vakitleri kollanır. Geçmiş güzel günler yad edilir birlikte. Söz, bir demlik çayın buğusuyla koyulaştıkça gözlere fer; dillere bir şakraklık yerleşir.

   İşte bu koyu sohbetlerin birinde söz temsili bir ikindi sonrası geçen günlerin güzelliklerini gelen günlerde göremeyen bu yalnız, ihtiyar ama güzel tayfa bozulan düzenin yanında yavanlaşan düğünlerimizden de söz etmiş olamazlar mı?

   Eskiden bir şenlik havasında yapılırmış düğünler. Her düğün oğlan evinin bütün hazırlıklarıyla ilgilenen bayraktarından, kız evinin dikişlerinden tutup tüm sıkıntısına ortak çıkan gınacısına varıncaya kadar bir birliktelik ruhuyla şenlenir bereketlenirmiş. Kimse kimseyle yarışmaz, her düğünün meşakkatine ve saadetine kendi düğünüymüş gibi samimi bir arzuyla katılırmış. Düğünün bir gün öncesi ‘düğün odunu’ iylenirmiş. Düğün meydanları gösterişten uzak damlarmış. Kürdoğlu’nun köye uğrak verdiği zamanlarda güyeği kaldırılırmış türkülerle: Evlerinin önü marıl / Sular akar harıl harıl…

   Yastıklı Goca, deve oyunu ve daha nicesiyle düğünlere mahsus bir şen ortam sağlanır, delikanlılar birbirinden gaynaklı türkülerle oynadıkları gaşşık oyunlarında gaşşık kırarlarmış. Asbab kesilir, gına yakılırmış. Arsız ve boş gürültüler değil yürekler yakan türküler çığrılırmış o zamanlar: Dur diyi dur diyi durdurdun beni / Sallanma sevdiğim öldürdün beni… Anasına o gecelik misafir olan gelin kızlar gına ağıtıyla oğşanırmış: Atladı çıktı işşiği / Sufrada galdı gaşşığı / Gızdır evin yakışığı / Gız bacım gınan gutlu olsun / Vardığın yirde başın devletli olsun.

   Düğün alayı kurulurmuş düğün günü. Gelin saltasını yahut gutmusunu giyinmiş, cığalanmış, aynalarla süslenmiş olarak bindirilirmiş ata. Köyün camilerinin birinin çevresinde dolaştırıldıktan sonra indirmelik verilmesi, çerez saçılması da tamamlanınca alayla indirilirmiş oğlan evine. Kesilen davarlarla köylüye bir düğün yemeği verilirmiş ardınca. Gökdede Abdullah’ın aşçılığını yaptığı bulgur pilavı üstü haşlama et, yanında canım yayık ayranının ikram edildiği bu yemeklere ben de yetiştim. Damlara serilmiş çulların üzerinde yer sofralarındaki lezzet sadece yemeklerden kaynaklanmıyordu eminim. Sağımdaki solumdaki samimi insanların içime işleyen yakınlıkları, alakaları olmasa hiçbir şeyin kıymeti ya da lezzeti olmazdı diye düşünürüm hep. Akşam sarık sarkıtmışlığım da vardır.

   Nirde o eski düğünler, diye sorsun mu ihtiyarlar şimdi? Bugün hepimizi bölüp parçalayan, adeta bir angaryaya dönüşen salon düğünlerini düşününce benim de o ihtiyarla beraber soracağım gelir: Hakikaten nerde o eski düğünler? Mahcup delikanlıların pür edep kızların masalları andıran saflıktaki düğünleri nereye gitti? Hâşâ maksadımız bugün evlenen hiçbir delikanlıyı peşinen yaftalamak değil; fakat giderek daha bir arsızlaştığımız, daha az utandığımız, daha çok konuştuğumuz, konuştukça küstahlaştığımız da bir gerçek değil mi?

   Artık düğünler bir huzur kaynağı değil; adeta bir huzursuzluk kaynağı. Gün geçmiyor ki alınan ya da alınmayan bir şeylerin davasıyla kalpler incinmemiş olsun; bir zorunlulukmuş gibi sürdürülen kimi külfetlerle insanların en tatlı günleri bir mateme dönüşmesin. Ben seni düğünümle döverim tafrasıyla hiçbir israftan kaçınılmamış; fakat alabildiğine gönül fukarası soğuk, insicamsız düğünler yapılıyor bugün.

   Evet, Kürdoğlu’nu, Gökdede Abdullah’ı çağırsanız da gelemezler; yalvarsanız da gutmu giydiremezsiniz kızınıza, düğün odunu iyleyecek dağ aramak da nafile belki. Ancak israftan, gösterişten kaçınmak için hâlâ zamanımız var. Birbirimizi yarıştırmaktan, karşılıklı yeni zulüm metotları üretmekten uzak durmak bizim elimizde. Mahçupluğunu en büyük hazinesi bilecek pür edep evlatlar yetiştirmek hâlâ mümkün. Her düğünü bizim bilip yalancıktan değil sahiden omuz vermek zamanı henüz geçmedi.

   İhtiyarlar akşam için kuşanacaklar şimdi. Leğen ve ırbık abdest için hazırlanmıştır. Gün Dede’nin ardından uçmak üzeredir. Namaz sonrası gidecekleri evlerinde kendileriyle aynı dili konuşmayan dudaklar bulacak olmanın kasveti var yüzlerinde. Damaklarında geçmiş güzel günlerin onları ayakta tutan lezzeti…

   Diyivirin gayrı haksızlar mı eski düğünleri özler gibi eski sohbet adamlarını özlemekte?

 

YILMAZ BACAKLI
DİĞER YAZILAR
CERGELERDE DİNLENDİĞİM, GAVITLI PEKMEZLERDEN YEDİĞİM BEYANINDADIR
YILMAZ BACAKLI

AKÇİŞME BAĞTİMARI SÜT DEĞİŞİĞİ VE BİR RÜYA
YILMAZ BACAKLI

HAYAT BİR OYUNDUR ASLINDA
YILMAZ BACAKLI

KÖYÜMÜZDEN BİR KESİT
YILMAZ BACAKLI

ŞEN OLASIN TURAZYİRİ, DOLUGUYU, AYBUNAR
YILMAZ BACAKLI

Şiirlerimiz
Hikayeler
Söyleşiler
Köyümü Özlüyorum
Copyright © 2012 Konya Bozkır Armutlu Köyü.