|
PROTOKOL (ŞEREF) TRİBÜNÜNDE YERİNİZ HAZIR
İnsan olarak hepimiz, bu dünyada yaşadığımızın farkındayız.
Sorun bu dünyada yaşamak değil, sorun öldükten sonra ne olacağımız sorunudur. Tarih boyu düşünen insanlar hep bu sorunun cevabını bulmaya çalışmışlar. Daha çok filozoflar bu soruyu kendilerine sorup durmuşlardır. Bunlardan kimi düşünürler, insanı sadece et ve kemikten kabul edip:
-“Dünyaya geldikten sonra yiyerek, içerek gelişecek; gıda ve cinsel ihtiyaçlarımızı temin ederek yaşayacak, sonunda da ölüp toprak ta yok olup gideceğiz”. Demişler.
Bazıları da, insanı sadece et ve kemikten ibaret saymayıp, et ve kemiğin yanına ruhunu da, katarak, demişlerdir ki:
-“Evet, insanın et ve kemiği, toprakta çürüyüp toz haline gelecek, rüzgar tozumuzu savurarak yok edecek; ama ruh ne olacak? Yani ruhumuz nereye gidecek, nerde ne zamana kadar kalacak ve sonunda ne olacak?”
-İşte söz ve düşüncenin bittiği nokta! Burası…
Kuşkusuz insanların sözleri de, düşünceleri de sınırlıdır ve bir noktadan sonra, yol kapanır. Çünkü, insanoğlu sınırlı ve sorumlu yaratılmıştır. Ancak sınırı ve sorumlu olduğu alanlarda icrayı faaliyet yapabilir (etkin olabilir).
Söz konusu öldükten sonra ne olacağımız hakkındaki bilinmezi c. Allah, kitapları ve o kitapların öğreticisi olan Peygamberleri aracılığı ile kullarına (insanlara) bildirir. Bu manada bütün peygamberler, Hz. Adem a.s den… Hz. MUHAMMED (S.A.V) kadar, hepsi ölümden sonrasına ait bilgiler vermişlerdir.
Son tahlilde, Allah tarafından tüm insanlığa gelen son kitap, Kur’an-ı Kerim ve onun tebliğcisi (yani öğreterek hayata tatbik eden) Hz. MUHAMMED (S.A.V.), ölüm sonrası için sağlam bilgiler vermiştir.
Bir kere insanın ölmesiyle veya kıyametin kopmasıyla insan hayatı sona ermiyor, sadece bu dünyadaki hayat süresi bitiyor. Başka bir ifadeyle insan yok olmuyor, dünyasını değiştiriyor. Çünkü insan EZELİ değildir; ama, EBEDÎDİR. İnsanın dünyasını değiştirme macerası ölümle başlıyor. Âhiret hayatına yolculuk sırasıyla şu güzergahı izliyor:
a- Ölüm!
b- Kabirde bekleme (Berzah Âlemi)…
c- Kıyametin kopması (Büyük Kıyamet=Kıyameti Kübra),
d- Tekrar dirilme (BAAS Vakti),
e- Mahşerde toplanma (HAŞR YERİ),
f- Amel defterlerinin dağıtılması,
g- Sırat köprüsünden geçiş,
h- Cennet veya Cehenneme sevkiyat…
Söz konusu güzergâhı izlerken insan, uğradığı duraklarda çok çetin muamelelere tabi tutulacak, sonunda ya CENNETE, ya CEHENNME ulaştıracaktır. Saydığımız bu durakların her birisini anlatmak bu yazının sınırlarını aşar. Biz burada sadece, “MAHŞER YERİNDEKİ” toplanma diye sıraladığımız (e) durağından biraz bahsederek asıl başlığımız olan PROTOKOL TRİBÜNÜNE, gelmek istiyoruz.
Yazımızın başında da söylediğimiz gibi ölüm sonrası yaşanacak hayat hakkındaki bilgileri ancak C. Allah, indirdiği kitaplar ve insanlar arsındaki elçileri yani Peygamberleri aracılığı ile kullarına bildirir.
HAŞR (TOPLANMA) YERİ:
Yeniden dirilişin ardından, bütün mahlûkat (yaratıklar), hesap vermek üzere, bir araya toplanırlar. Bu toplanma yerine “MAHŞER” denir.
C. Allah, bu gerçeği kitabında şöyle haber veriyor:
“O gün yer, onların üzerinden süratle yarılıp ayrılır. Bu (hesap için) bir toplanmadır, bize göre kolaydır.” (Kâf.50/44)
Haşr hali, çok zor ve sıkıntılı bir hâl olacaktır. İnsanlar, melekler cinler ve bütün hayvanlar bir arada HAŞROLACAKLAR (Toplanacaklar). Herkes kendi derdine düşecek, kimsenin kimseye yardım edecek ve ya bakacak hali kalmayacaktır. Yine Allah (C.C.), Kur’an-ı Kerimde haber verir ki:
“O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçacağı günde, kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte O gün, Onların her birinin kendine yetecek kadar derdi ve meşguliyeti vardır. O gün bir takım yüzler vardır ki, pırıl pırıl parlarlar, gülerler sevinirler. O gün , nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler. Onları bir siyahlık bürür. ” (Abese:33-41)
Artık hısımlık, akrabalık ve aile bağları kopmuş; her kişi kendi derdine düşmüştür. İşte C. Allah’ın haber verdiği bu gerçeği; Hz. Peygamber (s.a.v.), adı geçen ayetleri tefsir sadedinde şöyle anlatıyor:
“Kıyamet gününde, insanlar çıplak, sünnet olmamış ve yalın ayak bir halde (mahşere) gidecekler.” Deyince Hz. Âişe (R.Anha):
“Ey Allah’ın Rasûlü, kadın ve erkeklerin hepsi bir arada olunca birbirlerine bakmazlar mı?” diye sormuş, Hz. Peygamber Efendimiz de:
“Ey Âişe! O gün, insanların birbirlerine bakamayacakları kadar şiddetlidir.” (1) Cevabını verir.
Evet o gün şiddetli bir gündür! Ogün, bizim şu dünyadaki yaşadığımız 24 saatlik bir gün değildir. O bir gün, C. Allah katında bin yıl bir gündür. Kur’an şöyle yazıyor:
“Bir de senden acele azap istiyorlar. Elbette (Allah) sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir”. (Hac:47)
Bu hesaba göre, bir gün bin sene ederse, orada kaç gün kaç bin sene kalacağız? Varın gerisini siz hesap edin…
Düşünün bir kere!
Dümdüz bir alan, düşünün… Binlerce km. kare, bir alan…
Düşünün!
Milyarlarca insanın, bir o kadar hayvanın ve milyarlarca meleğin, cinlerin toplandığı bir alan düşünün!
Düşünün, bir daha düşünün! Bir kere değil bin kere düşünün!
Düşünü ki, baş açık, yalın ayaksınız; çırılçıplak, yiyecek yok, içecek yok, düz bir alanda; güneşin harareti tepenizde ve beyniniz fokur, fokur kaynıyor… O hengâmede, bir ses duyuyorsunuz, o ses; ya oğlunuzun sesi ya da kızınızın sesi:
“-Baba bizi niye okutmadın, bizi niye eğitmedin? Bize niye haram yedirdin?... Tut elimden ne olur”. Hayret! Siz ciğer parelerinizden kaçıyorsunuz.
Kardeşiniz size sesleniyor:
“-Abi, benimle neden ilgilenmiyorsun?” diye soruyor… Siz duymazlıktan geliyorsunuz
O ses; yahut, annenizin ya da babanızın sesi:
“-Oğlum ben baban, yavrum ben annen… Bizi koyup nereye kaçıyorsun? Yoksa bizi tanımadın mı?” Diye bağırıyorlar, siz kaçıyorsunuz…
Belki de o ses, bir ömür boyu beraber bir yastığa baş koyduğunuz sevgili eşinizin sesi:
“-Hayatım, canım benim ne olur? Bak hani biz, yani ikimiz… Tut elimden… Benden niye kaçıyorsun ki…?” Siz, o sesin sahiplerini tanıyorsunuz. Onlar, sizden yardım istiyorlar.
Siz, seslerin kimden geldiğini de duyuyor; çocuklarınızın, eşinizin, kardeşinizin onların sizi dünya ya getirip büyüten annenizle babanızın olduğunu da tanıyorsunuz…
Ama siz, kaçıyorsunuz.
Zaten kaçmaktan başka yapabileceğiniz pek bir şeyiniz de yok.
Çocuklarınız, ciğer parelerinizden kaçıyorsunuz, bağrınıza taş basarak… annenizden ve babanızdan kaçıyorsunuz, kahrolarak…
Çünkü, işiniz derdiniz boyunuzdan aşkın. Kaçmak zorundasınız. Bunun tersi de aynı, aslında sizin kaçtıklarınızda sizden kaçacaklar. Kanun bu.
O gün, şiddetli bir gün!
O gün orada MAHŞER yerinde, haklı haksız ayrılacak, dünyada hakkı yenenler, zulme uğrayanlar kendilerine haksızlık edenlerden haklarını alacaklardır. Rasûlullah (a.s) şöyle haber veriyor:
“Kıyamet gününde hakları sahiplerine mutlaka ödeyeceksiniz. Öyle ki, boynuzsuz koyunun hakkı, tos vuran boynuzlu koyundan alınıp kendisine verilecektir.” (2)
Varın siz, düşünmeyin de durun…
İşte bu dehşetli ve şiddetli günde, binlerce km. kare alanda, yüz milyarların hatta trilyonlarca yaratığın (insanlar, hayvanlar, melekler ve cinler) toplandığı alanda;
Kitaplar dağıtılacak,
Sırası gelen, hesabının görülmesi için terazinin başına (MİZANA) götürülecek,
Hesabı görülenler, SIRAT KÖPRÜSÜNE sevk edilecek…
Siz gelin bu işin içinden çıkında göreyim. Bu gidişatın bir kolayını bilen ya da iş bitiren biri var mıdır? Ben, bilmiyorum. Yalnız bildiğim yine Hz. Peygamber Efendimizden rivayet edilen; senedi sağlam TAPU gibi, hatta ondan da sağlam, SEVİNDİRİCİ bir haber (hadis-i şerif) var, onu biliyorum; ve bu yazıyı okuma zahmetine katlanan siz sevgili okuyucumla paylaşmak istiyorum. MÜJDE SİZE!
Protokol Tribününde Yeriniz Hazır!
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) müjdeliyor:
“O günde hiçbir gölgenin bulunmadığı (MAHŞER YERİNDE) yedi sınıf insan arşın gölgesinde gölgelenecektir….”
O gün yedi sınıf insanın da içinde bulunacağı bir gölgelik oluşacak. Bu gölgeliğe; “Ârşın (Allah’ın) gölgesi,
Livâ-hul-Hamd Sancağı (övülmüş sancak), ve ya
Makâm-ı Mahmûd (övülmüş makam) da denilmiş. (3)
Bu üç terkibinde Türkçesi şudur:
Mahşer yerinde, o şiddetli günde insanlar perişan bir halde birbirlerinden kaçışırken; C. Allah Hz. Peygamber efendimiz için, bir PROTOKOL TRİBÜNÜ var edecek. İşte sizinde o tribünde yeriniz (protokol koltuğunuz) hazır. Gelelim hadis-i Şerifin metnine.
Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor; Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Yedi sınıf insan var ki; Allah (c.c), onları hiçbir gölgenin bulunmadığı (KIYAMET GÜNÜ MAHŞAR YERİNDE), kendi gölgesinde (ARŞIN GÖLGESİNDE) gölgelendirir.
Bunlar:
1- Âdil İmam (adaletli yönetici),
2- Allah’a ibadet ederek yetişen genç,
3- Tekrar dönünceye kadar kalbi mescitlere bağlı olan insan,
4- Allah için birbirlerini seven, Allah için bir araya gelen, Allah için ayrılan iki kişi,
5- Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından (ahlaksızlığa) davet edildiği halde; “Ben Allah’tan korkarım” deyip o daveti geri çeviren kimse,
6- Sağ elinin verdiğini sol eli görmeyecek derecede gizli sadaka veren kimse,
7- Allah’ı zikrederken gözlerinden yaş akan kimse.” (4)
Şimdi bu yedi kişinin durumunu biraz açarak yazıyı bitirelim.
1-Âdil İmam (Adaletli Yönetici):
Eğer siz de bir yönetici iseniz, sosyal statünüz buna müsait ise. Yani siz, bir Âile Reisi ve ya köy muhtarı, belediye başkanı, kaymakam, vali, bakan veya Başbakan, veyahutta Cumhur Başkanı iseniz. Bir kurumun başında âmir ya da müdür iseniz. Hâkimlik ve ya savcılık gibi bir göreviniz varsa. İdareniz altında bulunanlara adaletle muamele ettiyseniz, sizin bu protokol da yeriniz vardır.
2-Allah’a ibadet ederek yetişen genç:
Gençliğin baharında tığ gibi bir delikanlısınız. Her türlü imkan elinizin altında. Ahlaksızlık adına her şeye kudretiniz yetiyor. Çevrenizdeki kimi gençler her gün felekten gün çalıyorlar. Artistlerin yaşantısına özenip, onları takip ediyorlar. Hatta önemli starların adını bilmeyenleri ve futbol takımlarının transfer harcamalarından ve puan durumundan haberi olmayanları adamdan saymadıkları bir dünyada yaşıyorsunuz. Siz de, bu sayılanlarla ilgilenmediğiniz için adamdan sayılmıyorsunuz! Sizin sevdanız başka. Siz, yaratılışınızın gayesini bilerek, Allah’a ibadet görevini aksatmadan yerine getirerek büyüyorsunuz. İşte bu tutumunuzdan dolayı siz, Hz. Muhammed (s.a.v.)in sancağında koltuğunuz hazırdır. Ne mutlu size. (keşke bende sizin gibi büyümüş olsaydım?)
3-Tekrar dönünceye kadar, kalbi mescitlere bağlı olan kimse:
Yani üzerinize farz olan namazın, bir vaktini camide kıldınız. İşinize gittiniz. Ama gönlünüz bir sonraki namazı da camide kılmak istiyor. Kulağınız hep ezanda… Herkesin fırsat buldukça tapınmalarını yapmak için; FUTBOL MABETLERİNE(!) koştukları bir çağda… Siz, ezan sesi duyulur duyulmaz, ver elini camiye koşuyorsunuz. Ve siz bunu hep yapıyorsunuz. Bu hal sizde bir takıntı haline gelmiş. Eğer böyle bir takıntınız varsa, bu ne güzel takıntı? İşte bu takıntı size , Hz. Peygamber Efendimizin yanında (protokol tribününde) bir koltuğun sahibi yapıyor. Mübarek olsun; güle, güle oturun.
4-Allah için birbirini seven, Allah için bir araya gelen, Allah için ayrılan iki kişi:
Evet bu iki kişiden biri iseniz, aynı inancı taşıyan bir de kankanız (arkadaşınız) varsa… Siz ne güzel ikilisiniz öyle. Kısandım doğrusu. Yani siz iki arkadaş, kafa kafaya verdiniz; Allah için birbirinizi seviyorsunuz, Allah için bir araya gelip, Allah için ayrılıp, işinize gücünüze bakıyorsunuz. Yani aranızdaki bu muhabbeti sırf Allah rızası için yaptığınızdan dolayı hiçbir çıkar ilişkiniz yok. Niyetiniz Allah rızası olduğu için, Allah’ın rızasına muhalif bir işiniz de olmasa gerek. Evet diyorsanız, buyurun öyleyse; Hz. Muhammed (s.a.v.) sancağı altında, size yer ayırmış sizi bekliyor.
5-Güzel ve makam sahibi bir bayan tarafından (ahlaksızlığa) davet edildiği halde; “Ben Allah’tan korkarım” deyip, o daveti geri çeviren kimse:
Böyle yiğit bir kimse iseniz… Yani Hz. YUSUF (a.s.) gibi güzelliğe, ahlaka ve iradeye sahip iseniz… Elinize geçen bu fırsatı geri çevirecek kadar mert bir kimse iseniz… Burada söz biter işte! Ben bir şey diyemem, sizden utanırım çünkü. Belki melekler bile haya edecektir sizden. Şair sizi söyler:
“Elsiziz, belsiziz, dilsiziz, amma;
“Gezeriz âlemde erkekçesine.”
Der gibi. erkekçe geziyorsanız… Böylesine mertçe ERKEKÇE yaşıyorsanız…
Vallahi kıyamet günü mahşer yerinde, Peygamber Efendimizin “ŞEREF MİSAFİRİ” Siz olacaksınız.
6-Sağ elinin verdiğini sol eli görmeyecek şekilde (gizlilikte) sadaka veren kimse:
Riyakarlık ruhi bir hastalıktır. İnsanın hem itikadını, hem amelini bozar, hem de zenginliğin karizmasını çizdirir. Allah korusun, insanı şirke düşürür. İslâm da aslolan, ihlas ve samimiyettir. Dinimizde farz olan ibadetlerin açıktan, nafilelerin ise gizli yapılması esastır. Bu esas fıkhi bir kuraldır, Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin uygulamaları da böyledir. Örneğin: Hac farizası gizli yapılmaz. Farz namazların kılınışı da açıktan camide kılınır. Zekâtın verilmesi de böyledir. Ama nafile ibadetler böyle açıktan yapılmaması gerekir. Çünkü, sünnete aykırıdır. ”Efendim, millet yapıyor.” Yapıyorlar da, siz doğru mu zannediyorsunuz?.........
Sadakalar da nafile olduğundan gizli verilmesi gerekir. İşite Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz, sancağına açıktan sadaka verenleri değil, gizli verenleri davet ediyor. Eğer siz de, sadaka verme konusunda böyle titiz davranıyorsanız; Efendimiz (s.a.v) tarafından, Arşın gölgesinde gölgelenmeye davetlisiniz
.
7-Allah’ı zikrederken gözlerinden yaş akan kimse:
“Zikr: Konuşmak, anlamak, bir şeyi unutmayıp zihinde tutmak, bir şeyi unuttuktan sonra hatırlamak; övmek, anmak, bildirmek ve DÜŞÜNMEK demektir. “z-k-r” kökünden türeyen “zikr” kavramı sözlükte; anma, şan, şeref, şöhret, övgü, hatırlama, öğüt, sağlam söz ve ibret anlamına gelir. Yine dîni bir terim olarak “zkr”; Allah’ı anmak ve hatırlamak, O’ nu unutmamak ve gaflet hâlinde olmamak, Allah lafzını; tekbîr, tehlîl, tesbîh ve tahmîd cümleleri ini tekrarlamak demektir.” (5)
Kimsenin olmadığı bir yerde, belki gecenin bir yarısında, belki üçte birinde, yapayalnız; bir siz varsınız, bir de Allah’ınız… Onu zikrediyorsunuz. Sizi riyakarlığa sevk edecek hiç kimse yok. İbadetinizle övünenlerden değilsiniz. Gösteriş delisi olmaktan da Allaha sınırsınız. O yüzden gece karanlığı ve tenha bir yeri seçtiniz. Farz ibadetlerden ayrı olarak Allah’ı anmak (zikretmek) istiyorsunuz. Hani C. Allah, Bakara suresi 152 de:
“Fezkurînî ezkurkum… (Beni zikredin, anın; ben de sizi anayım, sizi zikredeyim)”… buyuruyor ya.
İşte siz de C. Allah’ın bu emrine: LEBBEYK ALLAMUMME (Buyur, EMRET ALLAHIM!) diyerek, zikre dalmışsınız. Yani, Allah’ınızla baş başa kalmış, ve zikre öyle dalmışsınız ki; Allah’ın büyüklüğü karşısında, eriyip yok oluyorsunuz adeta… Kendinizden geçerek ağlıyor ve göz yaşı döküyorsunuz… Siz, farkında bile değilsiniz belki; ama melekler, sizin bu halinizi kamerayla çekerek, kıyamet gününde, mahşer yerindeki protokol tribününde gölgelenmek üzere, Hz. Rasulullah (a.s.)ın misafirlerinin arasına adınızı yazıyorlar. Müjde size!
Keşke bende sizlerden biri olabilseydim!
Evet, protokol (şeref) tribününde yeriniz hazır.
Peki, siz hazır mısınız?
Gezgin
Ali İhsan BÜTÜNER
22.11.2009
Branau/AVUSTURYA
Kaynakça:
1-Müslim, Cennet;14, III, 2194
2-Müslim, Birr; 15, III, 1997
3-Bak; DİA, ilgili maddeler…
4-Ebu Davûd hariç, Kütübü Sittenin tamamında mevcuttur.
5-Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ. (Kürsüden Öğütler, 52 Haftada 52 Vaaz Örnekleri, sayfa:120,121. DİB.)
|